Sufi, kayalıklardan aşağıya doğru sessizce ilerledi. Ay ışığı, ormanın derinliklerine inen patikayı hafifçe aydınlatıyordu. Her adımında dikkatliydi; yere bastığı her dal parçasını ve taşları kontrol ediyordu. Derin bir nefes aldı ve maceranın bir sonraki aşamasına doğru ilerlemeye karar verdi. Ormanın iç kısımlarına giden bu patika, ona hem tehlikeden kaçış hem de yeni keşifler vaat ediyordu.
Ormanın içinde ilerlerken, ağaçların gölgesi altında kımıldayan yaratıkların siluetleri görüyordu. Çevresindeki her hareketi gözlemliyor, en ufak bir tehlike belirtisine karşı tetikte bekliyordu. Yolculuğunu kolaylaştırmak için fosforlu taşlardan birini dikkatlice elinde tuttu; eğer bir tehlike yaklaştığında aniden güçlü bir ışık yayması gerekirse diye.
Bir süre sonra, ağaçların arasında hafif bir açıklık fark etti. Bu bölgede, antik kalıntılara benzeyen taş yapılar göze çarpıyordu. Bu taş yapılar, zamanla doğa tarafından geri alınmış gibiydiler; üzerleri yosunlarla kaplanmış ve kökler tarafından sarılmıştı. Sufi, bu yapılar arasında dikkatlice gezinmeye başladı. Bu alan, belki de eski bir uygarlığın kalıntılarıydı ve burada bulunabilecek bir şeyler, macerasına yeni bir boyut kazandırabilirdi.
Sufi, kalıntıların arasında dolaşırken yere yarı gömülü bir harita parçası buldu. Harita, bu ormanın daha derinlerine giden bir yolu işaret ediyordu. Bu yol, belki de daha önce kimsenin keşfetmediği bir yere, gizemli bir hazinenin ya da yeni bir tehlikenin olduğu bir yere götürebilirdi.
Ancak bu harita, yanında bir uyarı da barındırıyordu: "Tehlikeli ve karanlık yollar, cesur olanı ödüllendirir." Sufi, bu sözlerin anlamını düşündü. Karar vermesi gerekiyordu; ya bu yolu takip edecek ve daha büyük bir maceraya atılacaktı ya da daha güvenli bir seçenek bulacaktı.
Bu noktada, Sufi'nin içindeki keşif arzusu ağır basıyordu. Ancak, yine de dikkatli olmalı ve riskleri doğru değerlendirmeliydi.
Önünde üç seçenek belirdi.
